Canlı Mahlukat Ne Demek? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir İnceleme
İstanbul’un sokaklarında yürürken, insanların ne kadar farklı olduklarını her gün gözlerimle görüyorum. Yaşayan canlılar, hepsi birer “mahluk” ama ne kadar farklı kimliklerle, etnik kökenlerle, cinsiyet kimlikleriyle, inançlarla bir arada. Peki, “canlı mahlukat” denildiğinde ne anlıyoruz? Aslında bu terim, ilk bakışta basit bir tanım gibi görünse de, daha derinlemesine bakıldığında toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi kavramlarla iç içe geçmiş bir anlam taşıyor.
Ben de bir sivil toplum kuruluşunda çalışan biri olarak, her gün gözlemlediğim sokak sahnelerinde, toplumsal yapının nasıl şekillendiğini, insanların birbirlerine karşı bakış açılarını ve bu bakış açılarının canlı mahlukatın anlamını nasıl etkilediğini daha iyi anlayabiliyorum. İstanbul’daki toplu taşımada, işyerinde ya da arkadaş çevremdeki küçük diyaloglarda, “canlı mahlukat”ın anlamının, sadece biyolojik varlıklarla sınırlı olmadığını, aynı zamanda insan hakları, eşitlik, toplumsal cinsiyet ve daha pek çok faktörle bağlantılı olduğunu fark ediyorum.
Canlı Mahlukat: Temel Bir Tanım
Canlı mahlukat kelimesi, genel olarak “hayat dolu varlıklar” anlamında kullanılır. Ancak bu tanımın, sadece biyolojik varlıkları kapsamadığını, toplumsal yapılarla ve insanlar arası ilişkilerle şekillendiğini söylemek gerekiyor. İnsanın sadece fiziksel varlığı değil, aynı zamanda yaşadığı toplumda sahip olduğu statü, kimlik ve bu kimliklerle çevresine yansıttığı değerler de “canlı mahlukat”ın tanımını etkiler.
Örneğin, kadınlar, LGBTQ+ bireyler, göçmenler, engelliler gibi farklı toplumsal gruplar, bu anlamda aynı kategoride yer alırken, toplumsal cinsiyet normları ve sosyal eşitsizlikler, onların bu “canlı mahlukat” kategorisindeki yerini de belirler. Yani, birinin canlı mahlukat olarak tanımlanıp tanımlanamayacağı, sadece biyolojik bir sorudan çok, toplumsal yapının nasıl şekillendiğiyle de ilgili bir meseledir.
Toplumsal Cinsiyet ve Canlı Mahlukat
Toplumdaki toplumsal cinsiyet rolleri, insanların “canlı mahlukat” olarak nasıl algılandıklarını belirleyen en önemli unsurlardan biridir. İstanbul’un kalabalık caddelerinde yürürken, özellikle kadınların nasıl giyindiğine, nasıl davrandığına, nasıl konuştuğuna dair çevreden gelen beklentiler fark edilir. Kadınların kucaklarında bebeklerle metroda yer istemesi, ya da sokakta “neşeli” olmaları gerektiği gibi toplumsal baskılar, onların yalnızca biyolojik bir varlık olmaktan daha fazlası olduklarını unutmamıza neden olabilir.
Bir gün sabah işe giderken, Taksim Meydanı’nda yürüyen yaşlı bir kadını gördüm. Üzerinde geleneksel bir başörtüsü vardı ve hızla yürüyordu. Ancak, çevresindeki insanlar kadını bir türlü fark etmiyor gibiydi. Yalnızca bir “canlı mahlukat” olarak görülüyordu, kimse ona saygılı bir şekilde yol vermiyordu. Kadın, yaşadığı fiziksel engel nedeniyle güçlükle yürüyordu, ama etrafındaki insanlar, onun varlığını sadece biyolojik bir gerçeklik olarak görüyordu. İşte bu durum, toplumsal cinsiyetin, kadınların kimliklerini sadece fiziksel özellikleriyle sınırlı tutma eğilimini gösteriyor. Kadın, sadece yaşlı bir insan ya da başörtülü biri değil; aynı zamanda bir kimlik ve bir mücadeleye sahipti. Fakat toplumsal baskılar, bu kimliği yeterince görünür kılmamıştı.
Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Canlı Mahlukat
Sosyal adalet ve çeşitlilik, “canlı mahlukat” kavramını daha kapsayıcı bir hale getiriyor. Bir kişi sadece cinsiyetine, yaşına ya da fiziksel durumuna göre değil, aynı zamanda toplumsal konumuna ve arka planına göre de değerlendirilmelidir. Sokaklarda her gün gözlemlediğim bir başka şey ise, göçmenlerin ya da engelli bireylerin toplumdaki “görünürlük”leriyle ilgili. Çeşitliliği kabul etmek, sadece farklı kültürlerin, dillerin ve yaşam biçimlerinin kabulüyle değil, aynı zamanda bu farklılıkların bir arada uyum içinde yaşamasını sağlayacak politikaların uygulanmasıyla mümkün olur.
Geçtiğimiz günlerde, bir kafenin önünden geçerken bir grup göçmen işçiyle karşılaştım. Konuştukları dil bana yabancıydı ama gözlerindeki ifadeden bir şeyler anladım. O an, onlara “canlı mahlukat” gözüyle bakılmadığını fark ettim. Sadece bir ekonomik emek gücü, toplumsal yapıya katkı sağlayan ama yeterince saygı görmeyen bireyler olarak algılanıyorlardı. Onlar da insan, tıpkı benim gibi. Ancak, toplumsal yapının o gruptan beklediği şey, sadece ekonomik katkıydı. Toplumsal cinsiyet ve sınıf ayrımının öne çıktığı bu bakış açısı, gerçekten insan olmanın özünden ne kadar uzaklaşıldığını gösteriyor.
Bu çeşitlilik meselesi, her gün toplu taşımada da gözlemlenebilir. Bir sabah, metrobüste, yaşlı bir adamın yanında durduğunu fark ettim. Genelde yaşlı insanlar, metrobüste genellikle görünmez olur. Hem yaşlı oldukları için, hem de çoğu zaman kendilerini “sosyal olarak görünür” kılacak bir güce sahip değillerdir. Yaşlılık, sadece fiziksel bir durumun ötesinde, toplumsal bir dışlanma aracına dönüşebilir. Bu dışlanma, aslında bireylerin canlı mahlukat olarak kabul edilip edilmediğine karar verirken, toplumsal yapının ne kadar etkili olduğunu gösteriyor.
Sosyal Adalet ve Eşitlik: Canlı Mahlukatın Hakları
Bir insanın “canlı mahlukat” olarak kabul edilmesi, ona haklar, fırsatlar ve yaşam kalitesi sağlamayla doğrudan bağlantılıdır. Sosyal adalet, bu hakların eşit bir şekilde tüm insanlara dağıtılmasını savunur. Fakat, bazen “canlı mahlukat” olarak tanımlanan bireyler, bu haklardan dışlanabilir. Özellikle LGBTQ+ bireyler için bu durumu net bir şekilde gözlemleyebiliriz. Toplumda, cinsiyet kimliği nedeniyle dışlanan insanlar, çoğu zaman varlıklarıyla bile “görünmez” kılınırlar. Onlar sadece biyolojik bir varlık olarak değil, toplumsal cinsiyet normlarına uymadıkları için dışlanmışlardır.
Bir arkadaşım, toplumsal cinsiyet kimliğinden dolayı her gün işyerinde zorlandığını anlattı. “Herkesin bir ‘erkek’ ya da ‘kadın’ gibi davranması gerektiğini düşünüyorlar. Eğer sen bu normlardan saparsan, seni sadece varlık olarak bile görmek istemiyorlar.” diyordu. Bu tür dışlanmalar, insanların sadece biyolojik olarak değil, aynı zamanda toplumsal düzeyde de nasıl var olduklarını belirler.
Sonuç: Canlı Mahlukat ve Toplumsal Sorumluluk
Sonuç olarak, “canlı mahlukat” kavramı, sadece biyolojik bir tanımlama değil, aynı zamanda bir toplumsal sorumluluktur. İnsanlar, sadece fiziksel varlıklar olarak değil, kimlikleriyle, geçmişleriyle ve yaşadıkları toplumla şekillenen bireylerdir. Toplumdaki çeşitlilik, toplumsal cinsiyet ve sosyal adalet gibi kavramlarla bağlantılı olarak “canlı mahlukat”ın anlamı daha derinleşir. Bu, tüm insanlara, arka planda ne olursa olsun eşit haklar ve fırsatlar tanınması gerektiğini savunur. Sonuçta, bir insanın varlığı, sadece fiziksel bir gerçeklik değil, aynı zamanda bir insan olma mücadelesidir.