İçeriğe geç

Ölen bir kişinin kırkı olur mu ?

Ölen Bir Kişinin Kırkı Olur mu? (İzmir’de Bir Kahve Masasında Başlayan Uzun Düşünceler)

İzmir’de yaşıyorsan bilirsin, hayatın kendisi bile bazen “ben ciddi bir şehir olacağım” deyip sonra sahilde gün batımına bakıp vazgeçer. İnsanlar burada hem çok rahat hem de içten içe fazla düşünceli. Ben de o karışımdanım: dışarıdan bakınca “boş yapıyor” gibi duran ama gece yatağa yatınca gün içinde söylenen üç cümlenin analizini yapan tiplerden.

Geçen gün arkadaşlarla bir kahve muhabbetinde konu döndü dolaştı geldi: Ölen bir kişinin kırkı olur mu?

Masada sessizlik oldu. Öyle derin bir sessizlik değil ama hani çay kaşığı bardağa fazla sert vurunca oluşan o kısa “tıkk” anı var ya, işte o.

Biri “olur tabii” dedi, biri “o bir gelenek” dedi, biri de direkt konuyu Netflix dizisine bağlamaya çalıştı. Ben ise o sırada iç sesimle kavga ediyordum:

“Ya kardeşim sen 25 yaşında adamsın, neden böyle konularda bile Google gibi düşünüyorsun?”

Ama mesele sadece bilgi değil. Mesele, insanın ölüm gibi ağır bir konuyu bile kendi gündelik hayatının içine nasıl soktuğu.

“Kırk” Ne Demek? Sadece Bir Sayı mı, Yoksa Bir Duygu mu?

Türk kültüründe “kırkı çıkmak” diye bir ifade var. Yeni doğan bebek için de var, vefat eden biri için de. Aslında burada sayıdan çok bir “tamamlanma hissi” var gibi.

Ben bunu ilk öğrendiğimde şunu düşünmüştüm:

“Demek ki hayatımız Excel tablosu gibi… hücre dolunca kırk, sonra başka sayfa.”

Ama büyüyünce anlıyorsun ki mesele sayılar değil. İnsanlar acıyı, yokluğu ve alışmayı bir ritme oturtmaya çalışıyor. Çünkü kaosla yaşamak zor.

Bir arkadaşım geçen gün şöyle dedi:

— “Kırkı çıkınca ne oluyor yani, kişi upgrade mi oluyor?”

Güldük. Ama sonra sustuk.

Çünkü aslında hepimiz biliyoruz ki mesele “ne oluyor” değil, “biz ne yapıyoruz?”

İzmir Usulü Düşünme: Hafif Mizah, Ağır Gerçekler

İzmir’de ölüm konuşmak bile biraz güneşli oluyor. Garip ama gerçek. İnsanlar bir yandan ciddi bir konu konuşurken diğer yandan simit almayı unutmuyor.

Bir gün Kordon’da yürürken kulağıma bir konuşma çalındı:

— “Kırkında mevlit yapacağız.”

— “Tamam da pasta da alalım mı?”

İşte İzmir böyle bir yer. Acı ile gündelik hayat aynı masaya oturuyor ama kimse birbirine bağırmıyor.

Ben de o an düşündüm:

“Ölen bir kişinin kırkı olur mu?” sorusu aslında sadece dini ya da kültürel bir soru değil. Aynı zamanda insanın yasla kurduğu ilişki.

Benim iç ses devreye giriyor:

“Sen daha faturayı bile 40 gün geç ödüyorsun, hayatın kırkını mı sorguluyorsun?”

Haklısın iç ses, sus.

Kırk Gün Meselesi Nereden Geliyor?

Bu konuya biraz daha ciddi yaklaşınca işin hem dini hem kültürel katmanları olduğunu görüyorsun. İslam inancında ölüm sonrası belirli günlerde anma, dua etme ve hayır yapma gelenekleri var. “Kırk” burada sembolik bir süre gibi düşünülüyor.

Ama halk arasında bu, sadece bir ritüel değil; aynı zamanda bir duygusal süreç yönetimi.

Çünkü insan zihni şöyle çalışıyor:

İlk günler şok

Sonra inkâr

Sonra “çay koyayım da konuşmayalım” evresi

Ve en sonunda alışma

Kırk gün, bu geçişlerin bir tür zaman çizelgesi gibi.

Ama dürüst olalım: kimse içsel yas sürecini Excel’e dökmüyor.

“Kırkı Olur mu?” Sorusunun Asıl Alt Metni

Aslında insanlar bu soruyu sorarken şunu soruyor:

“Biz bu kaybı nasıl anlamlandıracağız?”

Çünkü insan anlamlandıramadığı şeyle uzun süre yaşayamıyor.

Ben mesela geçen hafta bu konuyu düşünürken markette domates seçiyordum. Ve içimden şu geçti:

“Hayat bu kadar sıradan devam ederken büyük şeyler nasıl bu kadar büyük kalabiliyor?”

Kasiyer “kart mı nakit mi?” dedi.

Ben: “Hayat… biraz kart, biraz nakit.”

Kasiyer bakmadı bile.

Gündelik Hayatta Ölümle Yan Yana Yaşamak

Ölüm dediğimiz şey aslında çok uzak değil. Sadece biz onu uzakmış gibi davranıyoruz.

Mesela:

Trafikte bir anlık frene basman

Telefonuna gelen “acil” mesaj

Bir anda gelen kötü haber

Ve sonra hayat devam ediyor.

İzmir’de bu devam etme hali daha da belirgin. Deniz var, martı var, simit var. Ama bir yandan da insanın içinde görünmeyen bir ağırlık var.

Bir arkadaşım dedi ki:

— “Ya ben kırkında ne yapacağımı bilmiyorum.”

— “Kim biliyor ki?” dedim.

Sonra güldük. Ama gülüşün içinde hafif bir boşluk vardı.

Ritüeller Neden Var? İnsan Neden “Kırk” Uydurur Gibi Görünüyor?

İnsan ritüel üretir. Çünkü ritüel, kontrol hissi verir.

Kontrol hissi yoksa zihin şöyle yapar:

“Tamam ben bunu yönetemiyorum, o zaman bir takvim yapayım.”

Kırk gün, yedinci gün, yıl dönümü… Bunlar aslında acının düzenlenmiş hali.

Bir nevi duygusal trafik ışığı:

Kırmızı: ilk şok

Sarı: farkındalık

Yeşil: yaşamın devamı

Ama kimse yeşile geçince mutlu olmuyor.

Kahve Masasında Felsefe Yapmanın Tehlikeleri

Bir gün yine arkadaşlarla otururken konu yine döndü dolaştı aynı yere geldi. Bu sefer daha derin.

— “Sence ölen bir kişinin kırkı olur mu gerçekten yoksa insanlar mı uydurdu?”

— “İnsanlar uydurur ama boşuna uydurmaz,” dedim.

Sonra sustum.

Çünkü o cümle fazla doğru geldi bana. Ve ben doğru şeylerden biraz ürkerim.

İç ses:

“Sen geçen gün çorabı ters giydin, felsefeye girme.”

Tamam.

Modern Hayatta Yas: Bildirimlerle Yarışan Bir Duygu

Eskiden insanlar yas tutmayı birlikte yapardı. Şimdi ise:

WhatsApp mesajı

Instagram hikâyesi

Sessiz bir telefon ekranı

Ve hayat yine devam eder.

Ama kırk günü bile artık dijital takvimlerden takip eden bir toplum olduk.

Bir arkadaşım şöyle dedi:

— “Kırkı hatırlatıcıya ekledim.”

Buna güldük ama aslında biraz da ürktük.

Çünkü duygular bile planlanabilir hale geldi.

İç Sesimle Son Bir Konuşma

Bazen kendime şunu soruyorum:

“Bu kadar düşünmek normal mi?”

İç ses cevap veriyor:

“Normal olan ne ki zaten?”

Haklı olabilir.

Çünkü Ölen bir kişinin kırkı olur mu? sorusu aslında tek bir cevabı olan bir soru değil. O, insanın kayıpla kurduğu ilişkinin adı.

Kimi için bir dua günü, kimi için bir hatırlama, kimi için sadece takvimde bir tarih.

Ama herkes için ortak olan bir şey var:

Birinin yokluğu, bir şekilde hayata yerleşiyor.

Umarız “Ölen bir kişinin kırkı olur mu” hakkındaki bu rehber işinize yaramıştır. Staryazilim ailesiyle kalmaya devam edin!

Son Söz Gibi Değil, Sadece Bir Düşüncenin Devamı

İzmir akşamları bazen çok sessiz olur. Deniz konuşmaz, insanlar biraz susar, şehir kendi içine çekilir.

O anlarda insan şunu fark eder:

Hayat büyük sorulara cevap vermek için değil, o sorularla yaşamaya devam etmek için var.

Ve belki de mesele “kırkı olur mu” değil…

O kırk gün içinde insanın içinde ne olduğudur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort deneme bonusu veren siteler
Sitemap
grandoperabet yeni giriş